1. GÜN “Z RAPORU”

S c r o l l D o w n

Her zamankinden farklı değildi gün başladığında. Beyoğlu’nun ara sokaklarında çörekleneceğim bir yer ararken düşündüm. Biliyordum beni sonsuza kadar koşulsuz sevemeyeceğini. Öyle de oldu. Biri bana “Bunlar hayatının en güzel günleri!” deseydi acaba farklı mı olurdu. Pişmanlıklarımı düşündüm her adımda ayrı ayrı. En büyükleri mide ilacımı evde unutmamdı.

Asmalımescid’te adının beni azarladığı bir bodrum katına oturduğumda saat altıyı beş geçiyordu. Bir kadeh cintonik bütün masayı kaplıyordu, ellerimi masanın altına sallandırdım ve garsondan çiçeği de kaldırmasını istedim. İki sene önce onu çok sevmem yeterliydi, peki ya bugün? Bugünkü değerini her yudumda bardağın kenarından süzülüp tahta masada çamurlaşan ve garsonun inatla temizlemeye erindiği damlalarda görebiliyordum. Sadece onu mu? Kül grisi akşamlara sapladığımız ışıl ışıl kavgaları, her otel odasında, taşındığımız, tavana asılı kalan çığlıkları. Bunları düşünmenin iyi mi yoksa kötü mü geldiğini şu an kestiremiyorum.

Kalktım. Parmakkapı’daki entel barına geldiğimde gece ilerlemiş ve ben neredeyse sarhoştum. Bu ve bunun gibi yerleri seviyordum. Kendilerini mesih gibi tanıtan boş ama tanınmış yüzler sokağa hiç çıkmadan sosyoloji tahlilleri yapıyorlardı. Evet, bu komikti ama karşısındakini kandırmadan önce kendinin de buna inanması trajikomikti. Onların o halleri, kabaca tarifiyle av taktikleri beni eğlendiriyordu. Bu insanların birçoğunu tanıyordum. Hatta bazıları iyi arkadaşlarımdı. Barın arkasında duran asık suratlı adama bir bira ve cintonik söyledim. Etrafımdakilere selam verip birkaçıyla kısa bir sohbetten sonra barın sahneye yakın olan köşesinde oturan, ceketi geçmişinden parlak, elleri yapışkan ve unutkan adama nihayetinde hepimizin insan olduğunu hatırlatıp en uzağındaki tabureye oturdum. Fuları gözümü alıyordu. Aynı piyasada iş yaptığımız müzisyen arkadaşlardan biri geldi. İşlerin azlığından, eğlence kültürünün yozlaşmasından bahsetti durdu. Onu dinlemiyordum, o da bana anlatmıyordu zaten. Gözü sürekli sahnenin yanındaki bayırgülündeydi.

Bu tip kızlar arkadaşlarına anlatılacak ünlüyle sevişme hadisesi meraklısıdırlar. Ellerindeki şişe sidik gibi olana kadar gezerler ve sarhoş taklitleri gerçekten başarılıdır. Bunu bu kadar rahat vermenin kılıfı olarak tasarlarlar. Şeytan kutusunda bir kere görünmen tek kelime etmeden alıp götürmenin bileti gibidir. Kızı yanıma çağırdım. “Arkadaşımla bir iddiaya girdik, kazanan sana içki ısmarlama ayrıcalığına sahip olacaktı, ben kaybettim, size afiyet olsun.” dedikten sonra kızın eline votka-martiniyi tutuşturup barın kalabalık tarafına yöneldim. Son bir tane içip çıkacaktım. O köşe yazarlığı yapan karı bacak aramı avuçladığında kiminle niçin öpüştüğümü bilmiyordum. Etrafımdakiler gıptayla izleyip, durumdan sağladığım memnuniyeti tartışırken benim hislerim o yönde değildi. Aklım barın diğer ucunda oturan kısa saçlı çıtırdaydı. Gazeteciyi oracıkta bırakıp çıtıra yöneldim, ne söylediğimi tam hatırlamıyorum ama sokağın alt başından kalkan taksilerden birindeydik, yolu o tarif ediyordu, demek ki ona gidiyorduk. Eve vardığımızda beni salondaki kanepelerden birine uzattı. ‘Saçların’ dedi ‘çok güzeller’ gömleğimin düğmelerini çözerken. Bebeksi yüzünü çift görüyordum, ve bu, bu büyük hazzı iki katına çıkarıyordu. Üzerimde hoplarken öyle güzeldi ki ‘bu kızın meme uçlarıyla cam kesebilirsin’ dedim kendi kendime. Onunla salondaki işim bittiğinde yatak odasına kucağımda götürmek zorunda kaldım. Gece boyu içilen cintonik midemi boğazlarken karyolasına şarkılar söylettim. ‘ Adın ne ‘ dedi sarhoşluğunun son çırpınışıyla ve uykuya daldı. Çıktığımda otobüsler uykulu insanları hapishanelerine taşımaya başlamışlardı. Bir taksiye atladım.

Her zamankinden farklı değildi gün başladığında, olmadı da…

izmir escort antalya escort antalya escort antalya escort

Best of turkish Hack forumu visit us.

Online Hack haber Oku