3. GÜN “YAZI TURA”

S c r o l l D o w n

Dışarı çıkmak için kararsız kaldığım her gece yazı tura atarım. Yazı gelirse evde kalır, tura gelirse dışarı çıkarım ki iki tarafı da tura olan para yaptırmak bana tanıdık işi 150’ye mal oldu. Dün gece de turaya başvurduğumda saat 2 buçuktu. Gayetli keyifsizdim, evde kafaların büyüğünü yapıp sızıp kalmak en akıllıcasıydı ama dişlek huzursuzluğum beni rahat bırakmıyordu. Avuç içlerim ve gırtlağım kaşınmaya başlamıştı çoktan. Odalarda oraya buraya savrulmuş bir sürü anı da durumu daha da dramatikleştirmeye yetiyordu. Yokluğunu henüz bir yere oturtamamış, birikmiş korkularımın arasında ayakta bekletiyordum. Buz grisi abarjurlardan bulut bulut yayılan loşluğun üzerinde, karmakarışık özlemler yeşilleniyordu. Kulağım yıllardır çalmayan kapı zilinde, evi her an toplu tutuyordum.

Giderken bıraktığı anahtarı neden sonra buldum.

Yürüyerek Karaköy’e indim ve köprüdeki mekanlardan değnekçisi en az bağırana oturdum. Meyve ve rakı sipariş ettiğimde siparişimle birlikte ‘efendim birazdan kapanacağız’ hayal kırıklığı da geldi. Haliç’in daraldığını hissedebiliyordum. Işıklarını gözüme dikti. Bir kaç duble içmeden kalkmayacağıma dair söz vermek zorunda kaldım. Tacizkar ikramlar eşliğinde buradaki görevim bitti. Mekandan yeteceğini düşündüğüm miktarda bira alıp sahil tarafındaki banklara geçtim. Tek başıma öyle bir yayıldım ki ay gelip kucağıma oturabilirdi. Kendi kendime konuşarak sıkıntımı katletmeye uğraşıyordum, kibirli bir gölge ve bir ses duydum. Pembe ayakkabılarının üstüne basmıştı. En fazla 19’unda olsa gerek ki ağzındaki sigarayla cildi henüz tanışmamıştı. Tüy yanığı kokuyordu kolları. Saati sordu. Saatle, benimle, kendisiyle bir alakası yoktu…

Kaç olmasını isterdin dedim; aklından bir sayı tuttu ve unuttuk. Elimdeki şişeye uzandı, kayıtsız kaldım. Gözleri seçebilseydi şilepleri izleyebilirdik. Romantik de olurdu. Dalga sesleriyle yetinmek zorunda kaldık. Saçma sorular sordum, cevap vermedi, bu çok hoşuma gitmişti. Şişe dolu olduğu sürece rahat olacağını sezdiriyordu. Çantasından bir tabaka çıkardı. Tütünümden karıştırıp bir sigara yaptı, birlikte içtik. En parlak yıldıza koşum vurmaya niyetli olduğunu anladım ilk nefeste. Bir şişe ve bir sigara daha yetebilirdi, yetmeyebilirdi de. Henüz bozulmamış frençleri ışıldıyordu sokak lambasına her çarpışında. Ona ayak uydurmak ne kelime; adeta teslim olmuş hatta maruz kalmıştım. Şikayetçi miydim, hayır! Merak uyandıracak hiç bir tarafı yoktu, hikayesi dahil. Konuşmadığımız için sürekli içmek zorunda kalıyorduk. Sonunda benim kafam önüme, onun ki omuzuma düştü. Tüy gibi hafifti. Gece bitmeden biz bitmiştik.

Gidecek bir yerin var mı dedim, yine cevap vermedi. Yürüyebileceğimizi bilsem eve çağıracaktım, onun yerine taksi çağırdım. İkimizi de götürdü. Merdivenleri çıkamayacak kadar kötü değildi ama taşınmak hoşuna gidiyordu. Birinin onun için bir şey yapması alışık olmadığı bir durumdu anlaşılan. Yavaşça yatağa uzatıp üzerindekileri çıkarttım. Pahalı iç çamaşırları vardı, gizemi biraz daha derinleşti. Kafamdan ona bir hikaye uydurmaya çalışıyordum. Niye böyle gereksiz bir çabaya düştüm anlamıyorum. Salona geçtim ve bir bira açtım kendime. Camın kenarındaki koltuğa oturup hikayesine kafa patlatıyordum, silüetini gördüm kapıda. Bana gülümsüyordu. Bir adım öne attı ve aniden geri dönüp banyoya koşmaya başladı, son etobur dinozor gibi böğürüyordu, klozetin yanaklarında yankılandı göktaşlarının zafer naraları. Yardıma gitmeye gerek duymadım, kustuğuna göre nasılsa gelip içki isteyecekti. Öyle de oldu. Aynı kibirle uzandı elimdeki şişeye ve ben yine kayıtsız kaldım. Camın önüne dikildi. Dışarıdan yansıyan ışıkta kusursuz görünüyordu, içeride berbat! Bağırsakları yırtılmış bu sabahın dikiş izi gibiydi. Kendi kendine dolaşmaya başladı odada. Şişeyi elinden bıraktı. Yenisini alıp geldim. Eliyle gel işareti yaptı. Sürünme hissiyle yürüdüm. Elimden tutup kanepeye oturttu, dizlerime uzandı, şişeyi bu sefer öyle bir şevkat açlığıyla istedi ki birayı koluma damlatıp sıcaklığına bakmadığıma pişman oldum. Ona bir masal anlattım, belki de kendi öyküsüydü, sonunu dinleyemeden uyuyakaldı. Yavaşça aldım kucağındaki şişeyi. Şişede ya da kadehte bırakmak pek huyum değildir, bitirdim ve masalın sonunu dinledim kendimden. Belki ben de uyuya kaldım.

Aynı pozisyonda uyandığımda ondan kalan tek şeyin pantolonumdaki salyası olmadığını gördüm. Pahalı çamaşırına bir sabit hat numarası yazmış ve dizlerime bırakmıştı. Kalktım, yere düştü, öksürerek banyoya yürüdüm, yanağımdaki ruj izi yüzümü yıkamama engel oldu, kahve makinasına su koydum, düğmesine bastım, bir sigara yaktım ve numarayı çevirdim. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin santral memurunun yüzüne kapattım.

izmir escort antalya escort antalya escort antalya escort

Best of turkish Hack forumu visit us.

Online Hack haber Oku