46. GÜN “HAYAT GİBİ”

S c r o l l D o w n

Hiçbir şeyin heyecanı kalmadı. Tadı zaten yoktu… İnce uzun şişelerden sürahilere akıtılan dolunay gölgesi rakıları saymazsak. Günler gibi sindiler kadehlere. İçin için. Onaltıncı yüzyıl rahiplerinin bakir ter kokuları gibi. Bodrumlarında sakladılar kiliselerinin, şeker ilacı diye buldukları tüm karanlıkları. Ya da veba. Ne farkeder ki. Niyetleri önemsemez bazen sonuçlar. Hem kim bilebilir ne düşlediler türlü bitkiyi bir fıçıya teperken. Ne istediler o fıçıları birer birer sayarken. Kime hizmet ettiler o meşe fıçılar kırılırken. Tanrı’ya olmadığı kesin. Tanrı’ya hizmet eden herhangi bir şey o kadar koyu ve kıvamlı akmaz, akmamalı. Kan gibi…

Hiçbir şeyin heyecanı kalmadı derken ciddiydim. Çünkü ne bir piskoposa yakalanma ihtimalimiz var kilise bodrumlarında artık, ne de polisler üzerimizi ararken tedirgin olma. Suçu, istenmeyen bir bebek gibi cami avlusuna terkettim çünkü. Doğrudur. Pişman olacağımı bile bile. İstemeye istemeye terkettim. Dayanabilseydim olurdu belki, sevebilirdim yine. Sonsuz bir suçluluk gömmeseydin kalbime.

Bir başkasına yer yok!

Suçsuz ve sensiz ve kimselersiz dünyamda, dedim ya hiçbir şeyin heyecanı kalmadı. Seni konuşmak monotonlaştı, meyhane masaları sıradan, açılan konuların yarısı kadar kapananlar. Boyasız ayakkabılar ve ucuz sigaralar. Konuşmaya bayılan ama anlaşılamayan peltek ağızlar. Dinlemeye bayılan ama duymayan kulaklar. Küfürler, yalanlar, garsonlar, taksiciler, kayıp anahtarlar… Bir de ben.

Ki sen beni eski halimle hatırlarsın. Kafanda, yüzünü büyük kahkalara boyayan adam. Her fırtınada sana göğsünde masallar anlatan. Göğsünden masallar anlatan. Gök gürültüsünden korkardı çocukluğun… Ama artık mahalle berberine traş oluyorum, sakalım hayli dağınık, nasıl içtiğime değil, ne içtiğime bakıyorum çoğu zaman ve ikimiz için müthiş ayrılık hayalleri kuruyorum. Aşkı beceremeyeceğimiz düpedüz ortada. Ben günbatımının tam solundayım. Sen dışındasın herşeyin. İçim yanıyor, üflüyor beynimin kara delikleri ama gözlerimin buğusu silinmiyor. Çünkü o da dışında, senin olduğun yerde, belki kapı bir komşun. Görsen eminim tanırsın.

Ki sen benim eski gecelerimi hatırlarsın, nubuk adımlarımı, saçlarımın önünü düzelttiğin intiharlarımı ve sırtına şiirler gıdıklayan parmaklarımı. Masanın altından gizlice tutardın. O çok düşündüğün sağlığımı bu kentin girişinde aldılar elimden. Bana bu alışamadığım geceleri verdiler. Senin olmadığın, kimsenin olmadığı, benim ne içersem olamadığım geceleri. Türk sanat müziği şarkıları bulaştı damağıma ne zaman peynire uzansam. Ya da uzun boylu ama çok zayıf kızın yanına. Çayı şekersiz içtiğimi hala öğrenemedi ama haydarisi güzel. Ve büyük gözleri. Seninkiler gibi değil. Bunlar sanki gerçek…

Ki sen benim eski gerçeklerimi hatırlarsın. Mermer tozuna bulanmamış aklımı. Yüzümdeki çizgiler bile yer değiştiriyor şimdi. Güneye göç ediyorlar. Ve ben eski gerçeklerimin yerine dağ köylerinin isimlerini koyuyorum. Bazıları dehşetli tuhaf. Bazıları seni düşündürüyor, vazgeçtim anlamaya çalışmaktan seni. Artık cümle içinde kullanmıyorum gerekmedikçe ismini. Benden fazla bir şey kalmadı anlatılacak. Sonbaharın tadını çıkarıyorum bütün hırsımla, her kuşlukta ayazı emiyorum, sarhoş, sakin. Hayatım, zannediyorum hayat gibi.

Ağaçların kesilirken çığlık attığı doğruymuş…

izmir escort antalya escort antalya escort antalya escort

Best of turkish Hack forumu visit us.

Online Hack haber Oku