53. GÜN “DELİRMEDEN BİR GÜN ÖNCE”

S c r o l l D o w n

Yüksek tavanına yağlı boyayla çarmıhta bir İsa resmedilmiş salona döndüğümüzde, caddeye cephe odaya kapanmamızın üzerinden yaklaşık 46 saat geçmişti. Bunu ne biz, ne salondakiler, ne de caddedekiler farketmemişti. Zamanın durmasını isterken, onun şımarıklığına kurban edilmiştik biz de. Tavandaki İsa gibi. Tek farkımız, bizi çivilenirken gören olmadı, bizim bir tarafımız yoktu, taraftarlarımız ve tapınanımız. Kimsenin oğlu da kutsalı da değildik. Belki çivilenirken görünsek suç sayarlardı. Madam’ın tacından kan da damlamıyordu üstelik. Biz öylesine gerilmiştik kendi kaderimizin gergefine. Başkalarından göremediğimiz cezalarımızı, kendimize vermekle ünlüydük aslında halk arasında. Halk, arasında dedikodudan başka bir laf konuşşaydı.

Salona döndüğümüzde girerken gördüğüm beş kişiden üçü yoktu. Kapıya en yakın iskemlede oturan, kafası gövdesine tutturulmuş gibi duran tıknaz adam yoktu. Kelindeki teri silerek telaşla bir şeyler anlatıyordu önceki gördüğümde. Onu dinleyen tek adam, pardesüsünü çıkarmayacak kadar tebdili mekan, ciddi görünmeye çalışacak kadar samimiyetsiz, terli tıknazı gören tek koltuğa sırtını yaslamadan oturmuştu. Ortaçağda olsak, orada bir çivi olduğu elbette düşünülebilirdi. Bir üçüncü kişi vardı. Uzun parmakları piposunu belinden kavramış, yılan gibi bir dumanı küçük ağzından dans ettirerek çıkaran bilge kılıklı adam. Gömleğinin ütüsü aceleye getirilmiş bu sadrazam, ispiyoncu kılığına rağmen ev sahibi gibi duruyordu. Döndüğümüzde kaybolan üçlü bu garip adamlardı. Kim olduklarını hiç sormadım. Merak dipsiz bir uçurumdur, şüphe çiçekleriyle süslü!

Kalan iki kişi, 46 saat önce gördüğüm yerlerine yakın, yüzlerine uzak, gülümseyerek karşıladılar bizi. Uzun yüzlü, saçları briyantinle geriye taralı çocuk, alnına düşen çapkın perçemini arkaya attı, başını sağa doğru savurarak. Parmaklarının arasında ardı ardına parlayan çakmağını bir sigaraya daha uzatırken izledi Madam’ın salondan çıkışını.

Madam elinde dört fincanla döndü. Tek kulpsuz olanı karşımdaki uzun yüzlü, briyantinli saçları geriye taralı adamın önündeki sehpaya bıraktı. Sıra bana geldiğinde “Hala tek şekerli mi?” dedi fincanı uzatırken, artık şeker kullanmıyordum, önemi yok der gibi başımı iki yöne salladım. İlk yudumumla damağım kamaştı. “Hala acıbadem likörü mü?” dedim, gülümsedi. Karşıdaki ikili aramızda sürüklenen ama bir yere varmayan muhabbeti izliyordu. Adam, kahvesinden bir yudum aldı ve fincanı yerine bıraktı. Fincanı tutuşu, yerine bırakışı, sonra bir şey arar gibi dudaklarıyla yalanması tıpkı bana benziyordu. Belki bu yüzden tanışma gereği duymamıştık. İnsan tanıdıklarıyla tanışmaz değil mi. Ardından kadının elini tuttu ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Kadın, gıdıklanmış olsa gerek, gülümsüyordu.

Madam elindeki tepsiyi bırakıp yanıma oturdu. “Sen kötü bir şeyler olmasa buraya gelmezdin, neler dönüyor yine?” dedi. Ben de ona içini ferahlatmasını sağlayacak cümleler kurdum. Yalan söylediğimi ikimiz de biliyorduk. Bakışları bu salonun, bu mahallenin, bu şehrin çok uzaklarına savruldu. Adam tekrar bir şeyler fısıldadı kadına, kadının neşesi yerine geldi ve kahkasını da alıp odadan çıktı. Geri geldiğinde elindeki tabakayı adama uzattı. Saçları briyatinle geriye taralı adamla ilk defa göz geze geldik, alnına düşen çapkın perçemini arkaya attı, başını sağa doğru savurarak. Olmadı. Eliyle düzeltti.  Aynaya bakıyor gibi hissettim. Madam sağ elini dizimin üzerine vurup “Benim babam heykeltraştı. Kaç kafa yaptı sence hayatı boyunca?”’ dedi. Ezberime aldığım kahkalardan bir tane de ben patlattım. Konfeti gibi yağsın istedim, tavanında çarmıha gerilmiş bir peygamber yaşayan bu odaya! Adam elindeki kağıda bir şeyleri kanıtlamak ister bir muamele yapıyordu.

Belini sıkıca kavradığında dudaklarına ıpıslak bir öpücük koydu kağıdın, sigara bir daha bırakamayacak gibi bağlandı. Adam da buna müsade bırakmayarak parmaklarının arasında transatlantikler gibi gezdirdiği çakmağı ile yaktı.

Oradan çıktığımda hava kararmıştı. Kapının önünde Madam Blanc’ı ilk defa öyle gördüm. Vedalaşmaları sevmediğimi biliyordu. Bilmediği onca şeye rağmen. Sanki olacakları sezmişti. Elindeki paketi yan koltuğa bıraktı. Yanağıma sıcak bir öpücük bıraktı. Beni olmaması gereken bir ayrılık sahnesinin tam ortasına bıraktı, ben onu hatırlamadığım tüm mükemmel anlarıma. Sokağın yokuş aşağı sallanan tek çıkışına doğru sürdüm ve el frenini çekmemek için dikize bir kez olsun bakmadım.

izmir escort antalya escort antalya escort antalya escort

Best of turkish Hack forumu visit us.

Online Hack haber Oku