60. GÜN “HAÇİK’İN MEYHANESİ”

S c r o l l D o w n

Gece, Haçik’in meyhanesinin kirli camlarından, parmak izleri ve saç yağlarına değmeden içeri doluyordu. Her dakika biraz daha sessizleşerek, kadehimdeki rakıyı önce dudaklarımla, sonra damarlarımla yaşıyordum. Bu bir bakıma benim kendi sessizliğim, bir bakıma şarkıların hüzünlü tercihleriydi. Şarkılar adam seçmeye başladığından beri, ben bu meyhanedeydim.

Bu ağır kapıdan her girenin arkasında bırakmaya korktuğu hayal kırıklıklarını ayıklamak benim için samimi bir oyun, onlar için gündelik bir ritüeldi. Kimini üzerine çalıştığı batakhaneden sinen formaldehit kokusundan tanırdım, kimini ağlamaklı sesinden. Önünde sonunda hepsi, yoğun sigara dumanının kıskacında, bir saksı çiçek kadar durağan unutulmaya zar atarlardı. Alkol alıp karbondioksit vererek. Zikir edasıyla.

Her gece sabahın ilk ışıklarına kadar süren bu tiyatro, Haçik’in hiç de masum olmayan söylenmeleriyle son bulurdu gidecek yeri olmayanlara sağırlığı öğreterek. Fakat ne kadar zaman duymazdan gelebilirsin ki, yorgunluktan topuklarında birer beton çivisiyle yaşayan yaşlı adamı… Hele ki inadı!

En az yirmi senariste malzeme çıkarmaya yetecek çoklukta ‘kader ağı’ örgüsü hiç sönmeyecek tazeliği ile tahta masaların köşelerine çarpa çarpa meyhane boyunca dolaşırken, sevdiklerini gömme nişanıyla onurlandırılan ben, bir sonraki törene kadar sessiz kalma hakkımı saklı tutuyordum. Ölüm yeniden doğuş olmasa bile bir kurtuluştu. En acıklı teselliler tek kalanlardır. Ne yazık ki sarhoş bir akıl ve yorgun bir bedene sahiplik yapan ben, farkındaydım. Farkındaydım her şeyin. Farkındaydım hepsinin

Haçik’in meyhanesini kapattığımızda mesailerin coğu başlamamıstı. Bir hücrede, dişlerim kenetli oturur gibi saatlerce kaldırımlarda oturdum. Gelen geçen beni ayıplıyordu. Şarhostum üstelik, adam akıllı sarhoştum. Sensiz ve onsuz ve kimselersizdim. Son sigaramı yakarken ellerim tutuştu. Otellerin soğuk ve kirli carşaflarından hayaller damıtan diğer mekansızlardan farklı olarak, bir amiralin hayaleti gibi caddelerde dolaştım. Fırınlardan sokaklara mürekkep gibi koyu ve yavaş yayılan ekmek kokularına aldırmadan mutlu olmadığımla yüzleştim. Evet, yeniden. Oysa akşam sabah demlendiğimiz kimse buna inanmayabilirdi. Ne var ki, hepsi sonuna kadar inanıyordu. En son tanıdığım kadının kolları gibi doladım kravatımı boynuma ve ölümü düşündüm. Ne kadar da belirsizdi. Tıpkı, yaşamak gibi…

On dört on dokuzda, son bir sigara daha içmek için kapını çaldım. Açan olmadi. O kapı, gerçekten senin kapın olabilirdi.

izmir escort antalya escort antalya escort antalya escort

Best of turkish Hack forumu visit us.

Online Hack haber Oku