68. GÜN “DUYMASAYDIN KEŞKE”

S c r o l l D o w n

Uzun süren bir kaybolmuşluktan, mahmurluğu çocuk küfürleri gibi hoş görerek, hatta gizli gizli gülümseyerek ayrıldım. Demir kapılarına ağır kilitler vurarak kalbimin. Geceleri, beyaz filtreli Davidoff cigaralarıyla dilim dilim bölerek. Gündüzleri siyah camların arkasından tedirgin izleyerek bıraktım hiçliğin uçsuz haritasını.

Seni ilk gördüğüm günden beri çok şey değişti. İlk gördüğüm gün demişken, unutmam, unutamam yıldırımlarca neşe döken gözlerini. Yaramaz ve hınzır kız çocuklarına mahsus bir bakış taşıyordun, çizgi çizgi şakakların arasında. Saçlarının, uç uca eklenmiş soru işaretlerini andıran kıvrımlarında, belli belirsiz tarak izi, kurşun kalem siyahı vardı bir de. Rüzgarda her savruluşunda, çengellerine takıldım soru işaretlerinin. Böyle anlatınca romanlardaki gibi bir aşka benzedi değil mi? Hani türlü zorluklara göğüs geren kahramanlar, sonunda kavuşur ve mutluluktan uçarlarken biter kitap. Öyle olmadı. Başka türlüsü de olmadı ne yazık ki.

Senin sıcak selamını buza döndüren bir bendim; sana göre. Oysa göğüs kafesimde yanardağlar alevden şelalaler gibi patlardı. Bir göz süzmeni dilenirken talihten, ellerim açık yakalanmaktan korkardım. Heybemden taşan onca kederle ben, senin aydınlık dünyana yakışamazdım. Ellerim açık açık tırmalardı tenini. Söz söylesem kulakların donardı. Meteor gibi düşmemeliydim dünyana. Seni bayramlık ayakkabılar gibi, yastığımın altında saklarken, bilemezdim çizgi çizgi gülüşlerin, artçı depremler olduğunu. Hıçkırıklarca üzerine gelen! Duymasaydın sesimi keşke…

Tasavvuf şairlerini kıskandırırcasına, biz; bizde, bizi bulmuştuk. Hakikati arayanların tersine, aramadan hakikat olmuştuk. Senatoryum hastalarının mektuplarını birbirlerine okudukları gibi, gecelerce anlattı birimiz ötekine. Şarap nehirlerinde yüzdük günlerce. Düğüm düğüm birbirimize dolanırken, farkında değildik aşkı ilmek ilmek boğduğumuzun. Farkında değildik kederlerimizi yonttuğumuzun. Sandığımızın aksine, ne kolay oldu ayrılmamız. Birbirimizi nasıl bulduysak rastlantılarla, öyle doğal kaybettik. Ne kadar da tutsak ellerimizden, ne kadar da çeksek birbirimizi, hayata yetişememiştik. Duymasaydın sesimi keşke…

Dokuma battaniyelerin altında, kelime kelime ısınarak geçirdiğimiz o kıştan, çok mutlu olduğumuz iki bin on iki baharına düşmüştük. Düşmüştük diyorum çünkü ikimiz de böylesini hayal etmemiştik. Yaralarımız sarılamaz sanıyorduk, biz bize dokunmadan önce. Yarını tutup çıkarttın yaralarımı iyileştirince. Yarın bileklerimize dolandı! Ne olduysa ondan sonra oldu. Mayıs iptidasında bırakıp gittin. Pes etmek değildi bu, kaçmak hiç değil. Geçmişin nabız nabız aklında attığı onca yıkılmışlığa, kaygı ağır gelirdi. Çünkü kaygı, gelecekten gelirdi. Ve gittin…

Sonra ben kimseyi sevemedim. Kendimi de bir seninle sevmiştim. Ne senden öncesine dönebiliyordum, ne de sensizliğe alışabiliyordum. Ciğerlerimi nefes nefes büyük bir boşlukla dolduruyordum. Kaybolmuştum içimde bıraktığın izleri takip ederken. Ciğerlerim, kuduz köpekler gibi hırlıyordu göğsümde, sona yaklaştığımı seziyordum. Teslim oldum. Seni son bir kez görebilme umudunu yutkundum.

Duymasaydın sesimi keşke…

izmir escort antalya escort antalya escort antalya escort

Best of turkish Hack forumu visit us.

Online Hack haber Oku