72. GÜN “İSTANBUL’A DÖNÜŞ”

S c r o l l D o w n

Atatürk Havalimanı’na indiğimizde saat sabaha karşı 6’yı vuruyordu. Uzun yolculuklardan insanın üzerine sinen ve hep oradaymışcasına doğal görünen sersemlik yüzümüzden mahmur mahmur damlıyordu. Agustin iki büklüm uyumaktan tutulmuş boynunu açmaya çalışırken, ben sigaramı yakabileceğim bir çatısızlık arıyordum. Diğer bütün planlar o ana kadar ertelenmişti. Buraya, yani benim zavallı vatanıma, Violetta’yı bulma umutlarımızın son satırında çaresizce sürüklenmiştik. Sürüklenmiştik diyorum çünkü bu ne benim, ne de Agustin’in isteyebileceği bir sürgündü. Bir kere benim için fazla riskliydi, aradan yıllar geçmiş olsa da elbette biri beni tanıyabilirdi. Alelade biri. Sokaktan geçen ve ilkokulu birlikte okuduğumuz, bir sağlık kabininde iğnecilik eden biri. Ya da gece vardiyasını vukuatsız tamamlayıp, meslektaşına devreden cesur bir güvenlik görevlisi. Cesur ama hiç bir tehlikeyle karşılaşmamış. Hiç bir tehlikeyle karşılamamış ama benim ortaokul arkadaşım… Herhangi biri!

Sürüklendik çünkü gidebileceğimiz hiç bir yer kalmadı. Sürüldük çünkü yeminlerimize ihanet ettik. Koca bir somun ekmeğini, dişlerimizle büyük büyük koparıp çiğnemeden yutar gibi. Belki sonumuz farklı olurdu, Agustin’in oynanuslarca karanlık ve her nefeste dalgalanan göğüs kafesinde Violetta deniz fenerleri gibi çakmasaydı eğer. Ve biz onu bir umut, aramızda kalsın son umut İstanbul’da bulacaktık. 21 gün önce gelmiş olsaydık eğer…

Dış hatlar çıkışın kapısından kendimi zor attım. Çakmağıma şeker hastalarının insülün pompasına yaptığı muameleyi yaparak, nihayet sigaramı yaktım. İlk nefes ile birlikte etrafımıza henüz göz gezdirmeye başlamıştım ki, akıp giden evrak dolu çantaların, umut dolu valizlerin, hayal kırıklıklarıyla yüklenmiş omuzların ve sıkı sıkı kavranmış eller değilse bile çekçeklerin umurunda olmadığımızı farkettim. İster istemez rahatladım. Yanımızdan geçenlerin biri bile insan olsa, anlardı buraya ait olmadığımızı. Sade buraya mı, bu gezegene yabancı olduğumuzu. Neyse ki işlerin, tatillerin, biletlerin ve valizlerin dikkatini bir saniyeliğine dahi olsa çekmiyorduk. Keyifle ikinci dumanı aldım…

Sigaram bitinceye kadar, yıllar önce terkettiğim memleketimin insanlarına baktım, nasıl da farklılardı o zamanlardan. Geniş geniş izledim. Ben tek bir gülücük bile göremeden, depremlercesine geçtiler enkazlarını artlarında sürüye sürüye. Daha da rahatladım için için ezilerek.

O sırada Agustin Adriano sigarasını topuğuyla ezmiş, bana bakıyordu. Yüzünden sırnaşık bir şaşkınlık, aynı anda telaş telaş bir heyecan akıyordu. Başımla işaret ederek ilk taksiye doğru yöneldim.

Beyoğlu dedim hanidiyse unuttuğum ana dilimle.

‘Beyoğlu, Ataköy’den, sahilden gidelim.’

izmir escort antalya escort antalya escort antalya escort

Best of turkish Hack forumu visit us.

Online Hack haber Oku